Cumartesi günü sabah 6.30′da kalktım, önce diyetisyene gidip azar işittim, ardından saç traşı oldum, eve gittim, banyomu yaptım, yemeğimi yedim ve iPhone 3G’nin inceleme videolarını çekmek için Özkan Erden’in evine gittim. Bütün gün birkaç telefon ve cihazın daha inceleme için resimlerini çektik, iPhone 3G videolarını tamamladık ve PCLabs ekibiyle iftar için buluştuk. (Resimleri daha sonra flickr’ıma atacağım, şu anda bağlantım buna müsait değil.)
Akşam iftar yemeğinden dönüşümüz 12′yi buldu. Yolda Özkan’ın 3-4 arkadaşı arayıp iPhone ve iTunes hakkında spesifik bir soru sordular, ben de eve geldikten sonra oturup onun hakkında bir makale hazırladım, bir-iki güne o da yayınlanacak. Neyse, makaleyi bitirdiğimde saat 2.00 idi. Bir de İtalya’ya yola çıkmak üzere sırt çantamı hazırladım, Özkan’dan ödünç aldığım 450D için battery grip’i, Tamron 70-300 lensi, hem ncs-navi GPS cihazımı hem de Asus GPS’li PDA’im A636N’yi, iPod touch’ımı, Samsung E370 “yumurta” telefonumu ve bunların şarj aletlerini çantama dikkatlice yerleştirdim, yine de bir şeyler unuttuğumu hissederek. MacBook’umda da son birkaç işlem yaptım ve çantaya attım. Yattığımda 2.45′ti, kalktığımda ise 05.30.
Sabah havaalanına gittik, standart itiş-kakış check-inimizi yaptırdık, peynirli simit sandviç ile kahvaltımızı ettik, 20dk rötarlı uçağımıza bindik ve İtalya’da indik. 1.5 saatlik bir otobüs yolculuğunun ardından “vaporetto” ile Venedik‘e geçtik.
Orası hakkında söylenenlerin fazlasıyla abartı olduğunu düşünüyorum. Venedik romantik değil, sadece kalabalık. Ama gezmesi eğlenceli bir yer. Parmağınızı oynatsanız dengesi bozulan gondolların, ve bu yüzden “pliis dond muuuve” nidalarıyla onları yöneten gondolcuların özellikle tecrübe edilmesi gerekiyor: mümkünse turla değil, sevgilinizle baş başayken. :)
Onun dışında, söyleyebileceğim, burasının Türklerle kaynadığı. Venedikte en son dönüş yolundayken mesela kızın biri KT Tunstall’ın “Suddenly I See” şarkısını söylüyordu, yanındakiyle konuşmaya başlayınca Türk olduğunu farkettim. Evlenme teklif etmem için yeterli bahaneyi sunmuştu, ama aklım dolu olduğu için unuttum. :P
Bunların dışında büyük bir yemek sorunumuz var. Makarnaları çiğ, mideye oturuyor. Yemekleri fazla yağlı. Kahvaltı kültüründen bi’ haberler.
Ha, bir de, 450D’min ipini takmayı unutmuşum, o yüzden annemin P5100′ünün ipini taktım, Nikon ipiyle Canon DSLR kullanıyorum. Pek bi enteresan oldu. Fakat 70-300 lense bayıldım, dönünce muhakkak bir tane alacağım.
Şimdi twitter’ımı telefona göre ayarlayacağım. Geldiğimde dediğine göre, aramanın dakikası 3.30YTL, aranmanın dakikası 1.50YTL, SMS’in tanesi ise 0.60YTL. (1KB veri 0.02YTL imiş, ki 1MB’ı 20YTL’ye getirir bu. İyi ki iPhone’umu getirmemişim.) İlk üç SMS’in ücretsiz olması ise gayet hoş.
Sanırım şimdilik bu kadar… Aklıma henüz başka bir şey gelmiyor. Şimdi twitter’ımı SMS için kuracağım, böylece bunları ilk başta yapmak istediğim gibi tweet’leyebileceğim. (I’m so over you my beloved blog.)