It’s all ’bout post-processing…

DSLR fotoğraf makinemi alalı neredeyse bir yıl olacak. Üzerine onlarca aksesuar da cabası; lensler, flaşlar, vb.

Fakat bazen düşünüyorum, acaba bütün bunlara gerek var mıydı diye… Makineyi almak istememin nedeni, 3 yıldır bir Canon EOS 20D kullanan Aris’le 1.5 yıldır aynı odada kalmamdı büyük ihtimalle. Casio Exilim Z40′ım artık yetmiyordu (hoş, ne zaman yetti ki?) ve yaşam alanlarımız resmen ayrı olduğundan annem bana yeni aldığı Nikon P5100‘ünü vermiyordu.

Ben de gittim, bir Canon EOS 450D aldım. Üzerine yetmedi, 2 adet lens aldım. O da yetmedi, bir Nikon bir de Canon flaş aldım. eBay’den ufak tefek aksesuarlar da eksik olmadı tabii ki.

Hatta gittim, bir de yıllar önce açtığım flickr hesabımı düzenledim. Sırf resimlerimi bu sitede gösterebilmek için açtığım hesabımdaki tüm kişisel resimleri sildim, Pro hesabı aldım, ve yeni çektiğim resimleri koymaya başladım. Ama içime bir türlü sinmiyordu çektiğim resimler. “Mediocre at best” dedikleri şey Amerikalıların.

Sorunu, flickr’da bir başlık okurken gördüğüm bir mesajla anladım. Elemanın biri DSLR makine tavsiyesi istiyordu, ve adamın birinin cevabı “Ne yaptığını bilmiyorsan gidip bir bas-çek makine al. Zaten önemli olan resmi işleme.” diyordu.

Buna hem katılıyorum, hem katılmıyorum. flickr’da gezerken en beğendiğim resimler, hep işlenmiş olanlar. Çünkü sunum çok önemli. Yemeklerde görüntü düzgün olmasa da olur, “tadı içindedir” diye bir tabir vardır. Fakat fotoğrafta zaten önemli olan görüntü, tadının içinde olması gibi bir kavram yok.

Peki neden illa resim işleme?

Çünkü fotoğrafçılığın doğası bu. Hiçbir resim, çekildiği gibi kalmaz. Filmli makinada bile bir karanlık odadan geçer resimler, en azından profesyoneller için. (Burada öylesine resim çekenlerden bahsetmediğimi artık anlamış olmanız gerekiyordu zaten.) Çeşitli ayarlamalar yapılır, ve resim son halini alır.

Dijital makinelerde de pek bir şey değişmiş değil. Hafıza kartınızdaki resmin son hali, JPEG dosyası, aslında makina tarafından işlenmiş bir resimdir. RAW çekimlerde resim işlenmemiş olsa bile bilgisayarda onu JPEG’e çevirmek, yine bir ayar yapmak demektir.

Madem böyle, neden kendi yaratıcılığımızı sonuna kadar kullanmayalım? Neden bütün işlemi makineye bırakalım?

Ne yapmalı o zaman, nereden başlamalı?

Bir point-and-shoot, yani bas-çek makine yeterli olacaktır. Bugünlerde hemen hemen her ufak makinenin manuel ayarları var zaten, alışmak için yeterli olacaktır. 300 liraya çok güzel makineler var, Nikon’un veya Canon’un ürettiği.

İşe başlarken önce resimler çekin; arkadaşlarınızı, manzaraları, mekanları, hayvanları, çiçekleri, böcekleri: Neyi çekmek istiyorsanız. Tabii ki kompozisyon, ışık vs. de çok önemli, ama bunları anlatan kitaplar veya makaleler var, ve burada bahsettiğim şey bunlar değil. (Yine de hatırlatayım, eğer çok yaratıcı değilseniz, düzgün kompozisyon için belirtilen kurallara uymak, fotoğaflarınızın daha güzel görünmesini sağlayacaktır.)

Geriye kalan, deneme yanılmayla size yarayan şeyi bulmak. Onlarca fotoğraf düzenleme yazılımı var piyasada. Tavsiyem, deneme sürümleri. Photoshop CS4, Photoshop Lightroom 2, Nikon Capture NX2, The Gimp, ve Mac kullanıyorsanız iPhoto ve Aperture 2, en çok bilinen fotoğraf işleme yazılımlarının başında geliyor. The Gimp ücretsiz, iPhoto/Capture NX2 100$ civarı, Aperture ve Lightroom 250$ civarı. Photoshop CS4 ise en pahalısı. (iPhoto ayrıca Mac’lerle ücretsiz geliyor.) iPhoto ve Aperture dışındaki tüm yazılımlar Windows ve Mac’lerde çalışıyor, The Gimp ise aynı zamanda Linux’ta da çalışıyor.

Tabii ki “deneme yanılma”dan kastım yazılımın ayarlarıydı, fakat önce hangi yazılımın size daha uygun olacağını görmeniz gerekiyor. Beğenmediğiniz bir yazılıma yüzlerce dolar harcamak istemezsiniz. Ben kendim için iPhoto ve Photoshop CS4 karışımını uygun görüyorum; resimleri depolamak için iPhoto ideal bir program, fakat düzenleme özelliğini sevmiyorum, oldukça ilkel. Lightroom’un da başarılı bir resim kategorileme sistemi var ama bazen sapıtabiliyor, ve resim düzenleme özellikleri o kadar da kullanışlı değil, çok kısıtlı. Aperture’un ise ne resim depolama, ne de düzenleme özelliklerine alışamadım. Photoshop CS4 ise anlatıma bile ihtiyaç duymuyor, bildiğiniz Photoshop kalitesi.

Peki nerede ve niçin DSLR gerekiyor?

Eğer resim işlemede yeterince geliştirdiyseniz kendinizi, resimlerinizde biraz daha kontrol sahibi olmanızın vakti gelmiş demektir. Özellikle birden fazla ışık kaynağıyla çalışıyorsanız diyafram ayarı ve enstantane süresi gibi özellikler ufak makinelerdeki gibi yazılım-ayarlı olmadığından çok daha başarılı sonuçlar sunuyor. Ayrıca ne yapacağınızın da farkına varmışsınız, ve ne istediğinizi biliyorsanız, ona uygun malzeme seçimi yaparak tasarruf etmeniz de mümkün.

Bu şekilde hem DSLR’ınızla başarılı sonuçlar elde edebilirsiniz, hem de DSLR’ınızı taşıyamacağınız/kullanamayacağınız koşullar için ufak bir makine sahibi olursunuz. Emin olun tam tersini yapamazsınız, çünkü DSLR’ınız varken kendinizi ufak bir makine almaya yanaştıramazsınız, kendinize yakıştırımazsınız, ama zaten elinizde varsa değerini anlarsınız.


Bir Yorum

  1. DSLR’larla hafif siklet arasında kalanlar için, güzel bir kaynak olmuş, elinize sağlık :)
    -Hayır kendimden biliyorum da ondan yani :)-

    Not: Bu arada çok iyi oldu böyle bol bol yazı 2 günde, çok mutlu olduk, teşekkür ederiz :)

    Yorum yazan: Techmr31 Jan 2009 @ 13:44

Yorum Yazın

(gerekli)
(gerekli fakat gösterilmeyecek)